7 Eylül 2015 Pazartesi

9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu 3. Yarı Maratonu ya da Sıcakla Mücadele Koşusu



İzmir... Türkiye'nin batıya açılan yüzü, Türkiye'nin en modern kenti, Türkiye'nin en güzel kenti, Kordonboyu, Karşıyakası, Göztepesi, İnciraltısı... Herkesin güzelliği konusunda nerdeyse hemfikir olduğu bir kent İzmir, sadece bu kadar mı? Yılın nerdeyse 12 ayı güneşi olan, iklimi ile de güzel bir kent. Sıcak mı? Evet nemle birleşince sıcağı insanın canını bezdiren bir hale bürünüyor, ama o kadarı da olur artık diyerek mazur görülebilir bu sıcak mevzusu.
Şimdi koşuya uygun bir kent olup olmadığına baktığımızda yukarıda saydığımız bir çok artı, aynı zamanda koşu için de bir artı demek. Sahil bandı olması, ikliminin uygun olması hepsi birer artı değer bu spor için. Bir tek koşu gibi yüksek enerji ve uzun süreli efor gerektiren bir faaliyet için tek olumsuz yönü yüksek sıcaklık ve nem. O zaman bir spor organizasyonu yapıyorsanız bu şehirde, tek dikkat edeceğiniz kriter sıcaktır ve dolayısıyla bu organizasyonu yaparken tarih seçimi ve en önemlisi saat seçimi çok önemli oluyor.
Bu yıl 3. kez düzenlenen 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu Yarı Maratonu değerlendirmesi olacak bu yazı, yukardaki girizgah da bu koşunun temel sorunu olan saat tercihine vurgu yapmak içindi. Yazının içinde buna tekrar değineceğim, ama önce genel bir değerlendirme yapalım.

İzmir'in büyük eksikliğiydi böyle bir yarış. Cunda, Bozcaada gibi adaların bile bir yarışı varken, Türkiye'nin en büyük şehirlerinden birinde bir koşu organizasyonu olmaması büyük eksiklikti. Bu anlamda İzmir Büyükşehir Belediyesi 3 sene önce, amatörce, haliyle büyük sorunlarla başladıkları yarı maraton serüveninde her sene iyileşme göstererek bu seneki koşuyu da tamamladı.
Özellikle bu senenin en büyük artısı parkurun değişmesi oldu. Sahil bandına alınan koşu düz bir koşu haline geldi, bu da sporcuların sakatlanma riskini fazlasıyla azalttı. Ancak 6 Eylül Pazar günü yapılan bu koşu tarihinde İzmir, halen yazın hüküm sürdüğü bir kent. Hele ki sabah 09'da sıcaklık 32 dereceydi, finişe gelindiğinde ise 35 dereceleri geçmişti sıcaklık ve nemle beraber nabız 170'lerde koşan insanlar için bu büyük tehlike arzediyordu. Haliyle koşu süresince arkamızdan önümüzden ambulanslar yere yığılan sporcuları taşımakla uğraşıp durdu. Çok zorlanarak koştuğum yarışta sadece ben 3 sporcunun ambulansa sedye ile taşındığını gördüm, 21 km'lik bir parkurda ben 3 tane gördüysem çok rahat "10 üzeri sporcu sıcak çarpması sonucu fenalaştı" demek iyimser bir tahmin olur gibime geliyor.
Koşu öncesi bir imza kampanyası açarak ve bu imza kampanyasını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'na hitaben "başkanım bizim için 6'da kalkar mısınız?" diye haberleştirerek koşu saatinin 07'ye çekilmesi için bir grup arkadaş didindik, ancak başarılı olamadık. Olamadığımız gibi çeşitli değeri kendinden menkul, site yönetimi tandanslı koşu çevreleri tarafından koşuyu sabote etmekten tutun, başkan'a terbiyesizlik yaptığımıza, sosyal medya teröristliğine kadar binbir sıfat üzerimize yakıştırılarak yoğun tepkiye maruz kaldık.
Bir de eklendi; "Zorla mı koşturuyorlar sizi? koşmayın"
Şu koşuda fenalaşanlara bu cümleleri kurmalarını salık veriyorum o kesimlere şimdi. 07'de niye olmayacağını bize anlatmaya çalışanların temel gerekçelerinden birini şöyle ifade etmişlerdi: "sabah o saatte hiçbir İzmirli koşuyu izlemeye gelmez, bu yarış İzmir'in kurtuluşu için yapılıyor, halk 7 deki koşuya nasıl gelsin, 9 da olacak ki halk gelip izleyecek"




İzmir'i ve İzmirliyi de tanımayan bu kesimin bu gerekçesinin de boş olduğunu koşu günü gördük. 39 derece sıcakta bir pazar günü İzmirli şehirde kalmaz, Cuma'dan Çeşme'ye, Seferihisar'a, Foça'ya akar, şehir zaten bomboş olur. Netekim koşarken özellikle dikkat ettim, bir tek Göztepe Üst Geçidi altındaki gölgede 4 kişi vardı tüm parkur boyunca koşanlara destek veren, bir de Cumhuriyet Meydanı'na geri dönerken PTT önünde 10 metrelik bir seyirci topluluğu vardı. Onlar da zaten koşucuların aileleri, eşleriydi. Neyse...
Dönelim sıcağa, bakın koşu yüksek eforla yapılan bir spor ve yarı maratonu elit atletler 1 saat 10 dakika civarı bitirirken bizim gibi bu işi amatör olarak yapanlar 1 buçuk saat ile 2 buçuk saat arasında koşarlar. Bu esnada 2000 kalori yakarlar, 1 litrenin üzerinde su kaybederler, nabızları 160 üzeri seyreder. Böylesi efor gerektiren bir spor için organizasyon yapıyorsanız, tarihin şehir için bir önemi varsa, yani tarihi değiştiremiyorsanız yapacağınız şudur, ya saati geriye çekeceksiniz, ya da saati geri çekeceksiniz. İzmir'in kurtuluşu yerine 29 Ekim'i tercih ederek koşunun tarihini değiştirme imkanı varken bunu tercih etmiyorsanız, İzmir'e özel olsun anlamı diyorsanız o saat uygun değil, iki iki daha dört. Bu haliyle cidden koşulacak gibi değil, benden söylemesi.

                         Buzlu su ve sporcu içeceğimden oluşan iki şişelik kitim ve ben

Gelelim koşu sabahına, sabah 08 gibi Cumhuriyet Meydanı'nda toplanmaya başladık, ısınmalar bittikten sonra bir elimizde sporcu içeceği bir elimizde akşamdan buzluğa koyduğumuz donmuş küçük su şişesi ile start noktasındaki yerimizi aldık. 09'da startın verilmesi ile koşu başladı, ilk kilometre görece rahattı zira binaların gölgesinden faydalanıyorduk. Konak'ı geçtikten sonra güneşle başbaşaydık, sünger istasyonu hızır gibi yetişti, ensemizden başımızdan boca ettik süngerdeki suyu. Bu arada yol boyu sporcu içeceğini tüketirken su istasyonlarından aldığım suyla duş alıyordum. İlk 10k sonunda 3. kilometrede buzu çoktan eremiş suyu ve sporcu içeçeğini tüketmiş, yol üzerindeki su istasyonlarının insafına kalmıştım. 10k dönüşünü yaptıktan sonra vücut sinyalleri vermeye başlamıştı zaten. 15k noktasına geldiğimde mental olarak beni bitiren düşünceler beynimde dolanmaya başlamıştı, zira maksimum nabzı 180 olan ben, 175 nabızla gidiyordum son 5k boyunca. "Bu sıcakta zorum ne, sanki kürsü göreceksin, derdin ne, ohooo daha 6k var, hayatta bitiremezsin sen, zorlama, bak çocuğunu düşün, ona baba lazım daha" gibi düşünceler beynimde dönmeye başlamıştı. Zaten bu noktaya geldiğinizde çevrenizde sizi çekecek, motivasyonu yüksek bir arkadaşınız yoksa, geçmiş olsun. 4 kişi koşuyorduk ama haleti ruhiyemiz hepimizin aynıydı.
Sıcak arttıkça artıyor, bu düşünceler de beynimizde dönüyordu. 16. kilometre de bu aslında mantıklı argümanlarıma yenilerek yürümeye başladım, benle bir bir sürü koşucu da yürüyordu, kimisi sıcağa serzeniş ederken, kimisinden galiz küfürler çıkıyordu. 17-18. kilometrelerde yürürken önümüzde fenalaşmış bir sporcuyu daha sedyeyle ambulansa yüklüyorlardı. Bu arada sıcaklık 35'leri bulmuştu.
Hemen şunu belirteyim, suya en fazla ihtiyaç duyulan yer son 5 kilometrelik dilimdir, öncesinde vücut daha dirençli, elinizde su olabiliyor vs, ancak 15k dan sonra vücut zaten tükenmişken, bir de susuzluk insanı bitiriyor. Eğer önümüzdeki sene neler değiştirilmeli diye soru sorsalar bana, 15k'dan sonra her iki km'de bir hatta her kilometrede, özellikle soğutulmuş su istasyonu isterdim. Son sünger istasyonunda süngerler de bittiği için abi legenin içindeki suyu tek süngere alıp yüzümüze çarpıyordu. Öyle bir yoksunluk hali vardı 15k sonrasında su namına.
19.km'de "en azından parkuru koşarak bitireyim" diyerek tekrar koşuya başladım, düşük tempo giderek koşuyu tamamladım, tabi beklediğim sürenin yaklaşık 10 dakika üzerinde bir dereceyle. Ambulansa veya geride koşamayıp kalan sporcuları toplayan otobüse binmeden finişe ulaşan şanslı sporculardan biri olarak Büyükşehir Belediyesi'nin kurduğu duş, belki de şu koşunun en güzel anıydı. Atatürk Anıtı'nın yanında bulunan 3 adet duşta koşu sonrası serinlemek, denize girmek gibiydi, belirtmeden geçmeyeyim.




Peki genel olarak koşuyu anlattığımıza göre, bu koşunun olumlu ve olumsuz yanlarını madde madde yazarsak manzara nasıl görünecek bir bakalım:

Olumlu Yönler:
1-Parkur deniz kenarına alınmış olması
2-Yarış sonu duş imkanı
3-Parkur'un 8. kilometresindeki yağmur efekti yapan  "fışkiye"
4-10k su istasyonundaki soğuk sular
5-Ambulans hizmeti
6-Ücretsiz bir koşu olması

Olumsuz Yönler:
1-Başlangıç saatinin bu sıcaklar için uygun olmaması
2-15k-21k arası sadece 1 tane su istasyonu olması
3-Suların genelde sıcak olması
4- Son sünger istasyonunda sünger kalmaması

Önümüzdeki Sene Mutlaka Yapılması Gerekenler:
1-Saatinin mutlaka 07'ye, en kötü 08'e çekilmesi,
2-Parkur'un 8. kilometresinde kurulu olan "fışkiye"nin parkur boyunca sayısının fazlalaştırılması,
3-Duş imkanlarının geliştirilmesi,
4-Bir sponsorla anlaşarak koşu tişortunun daha kaliteli hale getirilmesi,
5-Su istasyonlarının arttırılması (özellikle 15k sonrası)
6-Koşu sonrası verilen kitin biraz daha zenginleştirilmesi...

Evet madde madde yazınca daha derli toplu göründü sanırım. Şimdi yine İzmir koşu dünyasının muhtarı bazı arkadaşlar hemen diyecek "Bre zındık, kayıt ücreti yok, buna da şükretmen lazım". Hayır, azla yetindiğin sürece kaliteli bir organizasyona ulaşamazsınız. Büyükşehir Belediyesi'ne bu yarı maraton için minnettarız, daha iyisini yapabilmek için kayıt ücreti alması gerekiyorsa, alsın, sponsor bulması gerekiyorsa, bulsun. Ancak önümüzdeki sene bu seneden dersler çıkarıp daha iyisini yapmak hedefi olmalı Büyükşehir Belediyesi'nin. En başta saati geri çekerek başlayabilir, zira önümüzdeki sene daha erkenden bunun için uğraşacağız, başarılı olamazsak, yine 09'da olursa bu koşuya katılacağımı sanmıyorum, malesef...Koşuya katılan, finiş görebilen, göremeyen, otobüsle geri dönen herkesi kutluyorum, ambulansla hastanelik olan koşuculara da geçmiş olsun diyerek yazıyı noktalayalım. 4 Ekim Asics Çeşme Weekend'de görüşmek üzere...

Fotoğraflar: Burag Hamparyan


6 yorum:

  1. Alpay kaptan, bence seneye yapılacakların içine; 10K yarışı eklenmeli koymalısın. Böylece katılım artar, otobüsle dönen sayısı azalır, insanlarımıza daha çok teşvik olur.

    YanıtlayınSil
  2. 10k olsa da 21 koşanlar için bu sorun devam edecek zühtü kaptan. Umut Adem'in önerisi de makul, 19 mayıs 21k 9 eylül 10k olsun. Bu da mantıklı aslında...

    YanıtlayınSil
  3. Harika bir yazı olmuş, bence eklenebilecek hiçbir şey yok. Tebrikler...

    YanıtlayınSil
  4. teşekkürler halim, fotoğrafın yazıdan daha etkili bence :)

    YanıtlayınSil
  5. Ana hatları ile olumlu ve olumsuz tüm eleştirilere katılıyorum. Sıcağın bir kabus gibi çökeceği belliydi ama görmezden gelindi. Seyirci zaten olmaz bu nedenle , sabah çok erken olması sorun olmazdı. Belediye bir adım daha atıp bu işi muhteşem hale getirmek isterse bunu gece yapmayıda düşünebilir. Hem gece bütün izmir sahil kenarında olur ve ister istemez seyreden olacaktır. Parkur gecede koşmaya müsait. 36 yıldır Atletizm'in içinde biri olarak biliyorum ki bu işi bilinçli yapan insanlar için bu sıcakta yarı maraton koşmak çokta mantıklı değil ( İzmir'de koşup 6 saat sonra Balıkesir'de 12km yarış koşan arkadaşları bilemiyorum) Ama bu parkur çok iyi dereceler yapmaya uygun gece yapılacak bir YM yarışı bu yarışı farklıda kılacaktır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gece olma fikri çok yerinde, çok da güzel olur cidden...

      Sil