4 Haziran 2015 Perşembe

Salomon Ultimate Cunda Koşusu ve Sonrası


2014 Avrasya Maratonu sonrası Türkiye Atletizm Federasyonu’nun sitesinde 2015 koşu takvimini incelerken gördüm Ayvalık Cunda koşusunu. 2015 için kendime bir koşu takvimi çıkarıyor, işi hem koşu hem gezme minvalinde kotarmaya çalışıyordum. 1 mart Antalya’da karar kılmıştım, 2 mayıs Bodrum Global Run mı, yoksa NewBalance Bozcaada’mı ikilemini Bozcaada’dan yana kullanıp 30 Mayıs Cunda ile bahar sezonunu kapatma kararı almıştım.

 Runatolia’da 10k koştuktan sonra antrenmanda menisküsü dejenere edince Bozcaada zaten güme gitmişti, hoş gitmek istemiş, ancak bir başka yazı konusu olacak şekilde kalacak yer bulamayıp takvimimden çıkarmıştım. Sakatlık sebebiyle Bodrum’u da pas geçmiş oldum. Elimizde Cunda kalmıştı kısacası. Dinlenme evresi, sakatlığı atlatma ve 30 mayıs tarihinin yaklaşmasıyla kendimi Cunda yolunda buldum.




Ortam beklediğim gibiydi, renkli bir ortam, hava, inceden serin olmasıyla, koşu için biçilmiş kaftan desek yanlış olmazdı. İkinci kez düzenlenen bu organizasyonda geçen sene koşmuş Tufan Çapar’a “biraz burası yokuş galiba” diyerek parkur hakkındaki bilgisizliğimi ele verdim. “Hoşgeldiiin hayırlı olsuuun” diyerek elimi sıkmasından parkur cehaletimin had safhada olduğu sonucuna vardım. Ki koşarken sorduğum “biraz yokuş değil mi” sorusunun ne kadar abuk olduğunu da anladım.

 Neyse, ilk startla beraber kafam kadar kayaların olduğu, traktörün bir nebze düzelttiği yolda koşmaya başladık. İlk asfalt olmayan, patika diyebileceğim koşum olması sebebiyle tavşan gibi sekmemi saymazsak eğlendiğimi bile söyleyebilirim. Önümde koşanı geçmek için risk alıyor, traktör tekerinin nispeten düzelttiği safety zone’dan, hiçbir aracın tekerinin değmediği yol ortasından seke seke önümdekini sollayıp ayağı burkmadan yine güvenli bölgeye dönüş yapıyordum. Haliyle önüme bakmaktan pace, hız, km vs. kontrolü bile yapamıyordum. Bu arada bastığımız yeri toprak diyerek geçmiyor, tanımaya çalışıyor, yerden güç alırken ayağımızın altındaki taşın sabit durmasını umarak yol alıyorduk. Bu arada 16k koşacak olan (birazdan anlatacağım nedenle koşamayan) Tufan’ı geçmiş, normalde yarı maraton koşan birinden daha tempolu gidiyor olmam da kafamı karıştırmaya başlamıştı. Ya o kendini koruyor frenleyerek gidiyordu, ya da ben yardırıyordum. O sıra pacelerimi kontrol ettim, beş buçuk civarı bir tempom vardı, ki bu benim açımdan hızlı demekti. Neyse ilk 4 km böyle giderken ilk eğimde Tufan beni geçti, aylarca koşmayıp sonra 10k’yı 1 saat altında bitirebilen Umut Cingi zaten ortalarda yoktu, yine kaptırmış gitmişti.

 Bu şekilde devam ederken zurnanın zırt dediği yere gelmiş, ilerde iki tane genç bizi dağa yönlendiriyordu. Bir yanlışlık mı var diye önümdeki yamaca bakar buldum kendimi, baya bir tepe tırmanma vardı önümüzde. Ankara Etimesgut’da askerlik yaparken, 500 rakımlı bir tepe vardı, istikamet yediğimizde bizi oraya sürerdi kadro’lar, eziyet niyetine. İşte  tam da öyle bir yamaç duruyor önümde. Strava’dan sonra buranın adının “bitirici yokuş” olduğunu öğrendim, ama her şey için çok geçti. hızlı tempo ile 4 km koşup bu bayıra vurunca kendimi, kalp atışlarımı kulaklarımda duyar hale geldim. Haliyle yürüme moduna geçtim. Neyse ki koşan yoktu. Bu şekilde yürüye yürüye 1 km’lik bu bölümü bitirdim ve su noktasına geldik.

İşte bir çuval incirin berbat edildiği yer de diyebiliriz bu noktaya. 5. Km’de bulunan su noktasında yol ikiye ayrılıyordu. Normal güzergahta hem 16 hem 10 koşanlar 9. Km’ye kadar beraber koşacak, tam daire tamamlanmak üzereyken 16 koşanlar dairenin ortasına doğru geriye bir dönüş yapacak, 5. Km’de bulunan su noktasına bu ikinci yoldan tekrar ulaşarak, yani 5-9 arasını iki kez kat ederek 16k’yi tamamlayacaklardı. Plan buydu ama bir hakem işi batırdı, 5 km’deyken 16k koşanları bu yola tersten soktu, biz 10k koşanlar ise düz devam ettik. Önde giden elit atletler, 16k koşanlar ters yola girmiş, 1-2 kilometre yanlış yolda koşmuşlardı. Sonra bir de ordan geriye dönüp 10k yoluna devam etmişler, sonra dönüş yapacakları yerden dönüşü yapmayarak finişe gelmişlerdi. Saçma sapan bir hal almıştı koşu. Kendi tempomu koruyarak finişe vardığımda 16 koşanların kimisi 12 kimisi 13 koşup finişe gelmiş, sıralama karman çorman bir hal almıştı. Haliyle sinirler yay. Bağıranlar, çağıranlar, para iyadesi isteyenler, sıralama açıklanmasın, iptal edilsin diyenler, bir sürü isyan…

Koca bir organizasyon yapıyorsunuz, bence çok zor ama bir o kadar da zevkli bir parkuru koşu dünyasına kazandırıyorsunuz, ama iki tabela koymak yerine tüm organizasyonun güvenliğini oraya diktiğiniz bir adamın sırtına emanet ediyorsunuz. Organizasyonun en büyük hatası bu oldu bana göre. Böylece kendi adıma, 1 saat 3 dakikada bitirdiğim 10k ile mutlu olmadım desem yalan olur. Zira sakatlık sonrası ilk 10k koşumdu ve bilseydim böyle zorlu bir parkur olduğunu muhtemelen koşmazdım. Ancak şimdi bakınca “iyi ki koşmuşum” diyorum. Seneye de gideceğim, zira sakatlık olmazsa aşmam gereken bir derecem var artık Cunda’da…

Önümüzdeki sene güzergah işaretleri kullanılmış bir parkurda, mümkünse bir silindirle mi olur, başka bir yöntemle mi olur zemindeki oynaklığı giderilmiş bir Cunda yarışında görüşmek üzere diyerek bu yazıyı da bağlamış olalım.

Not:Bir de eklemeden geçmeyeyim, fotoğraf işini özel bir şirkete vermişler, adamlar fotoğrafları sitelerinden satıyorlar. Önümüzdeki sene bir gönüllü arkadaş gelip güzergahta fotoğraf çekse güzel olur, parayla fotoğraf satmak nedir arkadaş…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder